Hayal edin: sabah Avustralya’nın vahşi okyanus kıyısında dev kayalıkların önünde duruyorsunuz, öğleden sonra Yeni Zelanda’nın buzul göllerinin turkuaz sessizliğine bakıyorsunuz, geceye karşı ise dünyanın sekizinci harikasında fiyordun içinde teknenin güvertesindeydiniz. Bu tur, bir tatil programı değil — 13 gün boyunca her sabah bambaşka bir coğrafyada gözlerinizi açtığınız, penguenlerin karaya çıkışını izlediğiniz, Hobbiton’da Orta Dünya’yı gerçekten yaşadığınız, Maori ateşinin etrafında kadim ritüellere tanıklık ettiğiniz ve tam yılbaşı gecesi Sydney Harbour’ın üzerinde gökyüzünü tutuşturan havai fişeklerin altında 2027’ye “merhaba” dediğiniz bir dönüşüm yolculuğu. İki kıta, iki ada, volkanik tepeler, buzul geçitleri, şarap bağları, glowworm mağaraları ve dünyanın en ikonik yılbaşı kutlaması — hepsi tek bir rotada, ustalıkla kurgulanmış. Çünkü bazı anlar yalnızca bir kez gelir; bu tur tam da o anlar için tasarlandı.

Gidiş: 20 Aralık 2026 Pazar / 17:15 / Türk Hava Yolları / Istanbul – Melbourne
Dönüş: 2 Ocak 2026 Cumartesi / 21:45 / Türk Hava Yolları / Sidney – Istanbul

Bu seyahatte konaklayacağımız otellerin listesini aşağıda bulabilirsiniz.
Melbourne : Vibe Hotel Melbourne (2 gece)
https://vibehotels.com/book-accommodation/melbourne/hotel-melbourne/
Queenstown : Ramada Queenstown Central (2 gece)
https://ramadaqueenstowncentral.co.nz/
Oamaru : Poshtel NZ (1 gece)
Christchurch : Distinction Christchurch Hotel (1 gece)
https://www.distinctionhotelschristchurch.co.nz/
Auckland : Adina Auckland Britomart (2 gece)
https://www.adinahotels.com/en/apartments/auckland-britomart/
Rotorua : Distinction Hotel Rotorua (1 gece)
https://www.distinctionhotels.co.nz/hotel-rotorua
Sidney : Novotel Sidney Darling Square (3 gece)
https://www.novotelsydneydarlingsquare.com.au/
*Otellerimizin şartlar doğrultusunda benzer kalitedeki alternatifleriyle değişebileceğini hatırlatalım.

Ücrete neler dahil?
Ücrete neler dahil değil ?
Avustralya-Yeni Zelanda Turu İptal ve İade Koşulları
İptal ve İadeler konusunda Gümrük ve Ticaret Bakanlığı‘nın Paket Tur Sözleşmeleri Yönetmeliği’ne bağlı bir şekilde hazırlanan Satış Sözleşmesine uymakla yükümlüyüz.
Bize yazılı olarak bildirmek kaydıyla sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilirsiniz.
1.Avustralya-Yeni Zelanda seyahatinin başlamasından en az 30 gün önce yapılan iptal bildirimlerinde, ödenmesi zorunlu vergi, harç ve benzeri yasal yükümlülüklerden doğan masraflar hariç olmak üzere, herhangi bir kesinti yapılmaksızın ödemiş olduğunuz bedeli size on dört iş günü içerisinde tamamen iade ediyoruz.
2.Avustralya-Yeni Zelanda seyahatinin başlangıcına 30 günden az kalan iptal taleplerini maalesef kabul edemiyoruz. Böyle bir durumda ödemiş olduğunuz tur bedelinin tamamı sizden tahsil edilmiş oluyor ancak elinizde olmayan sebeplerden (bunlara mücbir sebepler deniliyor) dolayı seyahati iptal etmek durumunda kaldıysanız, yapmış olduğunuz ödemenin iadesi için adınıza yaptırdığımız Güvence Paketi’ne başvurup sigorta aracılığıyla iade başvurusunda bulunabilirsiniz. Sigorta şirketi başvurunuzu inceleyecek ve size bu konuda geri dönüş yapacaktır.
Size göndereceğimiz satış sözleşmesinde bu konular hakkında daha detaylı bilgiye bulabilir, sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.
Türk Hava Yolları’nın Melbourne’e direkt uçuşu ile Avustralya-Yeni Zelanda maceramıza başlıyoruz. Uzun bir uçuş olacak, o yüzden yolda gideceğimiz yerlerin kültürünü daha iyi kavrayabilmek için kitap olarak Joe Bennett’ın A Land of Two Halves’ını ya da Bill Bryson’un Down Under’ını tavsiye ediyoruz.

Türk Hava Yolları uçağımız Singapur’da kısa bir teknik stop verdikten sonra yerel saatle 22:00 sularında Melbourne’a varmış olacak. Uçağımız piste değdiği anda güneyin serin rüzgarını hissediyoruz: Avustralya’nın en sofistike şehirlerinden birine, Melbourne‘e hoş geldik. Uzun saatler süren uçuşun ardından şehir bizi sakinleştiriyor — bu akşam yavaş başlıyoruz. Southbank boyunca Yarra Nehri’ni takip ederek yürüyoruz; nehrin iki yakasını birbirine bağlayan köprülerden geçen bisikletliler, açık hava kafelerinde oturan Melbourne’lüler, uzaktan gelen caz sesleri… Şehrin ritmi kendine has. İlk gece erken uyuyoruz; yorucu bir seyahat bizi bekliyor.
Bugün belki de Avustralya’nın en ikonik günü. Great Ocean Road‘a sabah erken çıkıyoruz — yol boyunca okyanus hiç gözden kaybolmuyor. Güneybatı rüzgarlarının ve Güney Okyanusu’nun milyonlarca yıl boyunca sabırla yonttugu kıyılar, bize dünyanın en dramatik kıyı manzaralarından birini sunuyor. Twelve Apostles’a ulaştığımızda bu dev kireçtaşı sütunların suyun ortasında dimdik durduğunu görüyoruz — bazıları 45 metre yüksekliğinde. Gün ışığına göre rengi saatten saate değişiyor: sabahın soğuk altınından öğleden sonranın turuncu parlaklığına. Yol boyunca Loch Ard Gorge‘da duruyoruz; 1878’de bir gemi enkazının yaşandığı bu çarpıcı koyda okyanus sesi tüm diğer sesleri bastırıyor. Dönerken Apollo Bay’de taze deniz mahsulleriyle bir öğle yemeği molası veriyoruz. Şehre geri döndüğümüzde Melbourne sokakları bizi bekliyor olacak.

Sabah saatleri Melbourne’e ait. Fitzroy semtine giriyoruz — duvarları kaplamış sokak sanatı, vintage mağazalar, küçük plak dükkanları… Melbourne’ün ruhu burada yaşıyor. Dünyaca ünlü flat white kahvemizi Brother Baba Budan ya da Proud Mary gibi efsane kafelerden birinde içiyoruz — Avustralya kahve kültürü gerçekten başka bir seviyede. Queen Victoria Market‘te Noel öncesi kalabalığın içinde dolaşıyor, taze ürünlere ve el yapımı hediyeliklere bakıyoruz. Öğleden sonra havalimanına geçiyoruz ve kısa bir uçuşun ardından bambaşka bir coğrafyada gözlerimizi açıyoruz: Queenstown. The Remarkables dağlarının karla kaplı zirvelerini Wakatipu Gölü’nün suyuna yansırken görüyoruz. Bu kasaba küçük ama enerjisi muazzam — adrenalin ve doğa burada tek bir adreste birleşiyor. Akşam Queenstown merkezinde yemek yiyor, yarına hazırlanıyoruz.
Noel arife sabahı erken kalkıp Queenstown’dan güneybatıya yola çıkıyoruz. Te Anau gölünün kıyısından geçerken yol giderek daralmaya ve güzelleşmeye başlıyor. Milford Road — bu yol başlı başına bir deneyim. Dağların arasından geçen bu rotada şelaleler yolun hemen yanı başından aşağı düşüyor, ormanlık vadiler sisin içinde kayboluyor, Homer Tunnel‘dan çıktığımızda fiyordun ilk görüntüsü bizi adeta donduruyor. Tekneye bindiğimizde Milford Sound’un ölçeği gerçekten anlaşılıyor: Mitre Peak — 1692 metre yüksekliğiyle dünyanın denizden yükselen en dik zirvelerinden biri — suyun tam kenarından fırlıyor. Stirling Falls ve Bowen Falls’un soğuk suları teknenin güvertesine kadar ulaşıyor. Yüzgeçli yunuslar bizimle birlikte yüzüyor, şanslıysak bir fok kolonisi kayalıklarda güneşleniyor.

Dönüş yolu içinse bir sürprizimiz var, geri dönerken tüm manzarayı alabildiğine görmek için küçük uçaklarda yerimizi alacağız.

Noel sabahı Queenstown’dan güneye, Oamaru’ya doğru yola çıkıyoruz. Ama rotamız üzerinde durmamız gereken özel bir nokta var: Kawarau Kanyonu. Bu köprü sıradan bir köprü değil — 1988’de AJ Hackett ve Henry van Asch burada dünyanın ilk ticari bungy jumping noktasını kurdu ve macera turizminin tarihi değişti. Bugün sıra bizde: 43 metre aşağıda Kawarau Nehri’nin turkuaz suları akıyor, ayaklarımız köprünün kenarında, ve sonra… serbest düşüş. Bu an, kelimelerle anlatılamıyor — sadece yaşanıyor.

Oamaru’ya akşam saatlerinde ulaşıyoruz. Bu küçük Viktoryan kasaba gün batımıyla birlikte tamamen farklı bir sahneye dönüşüyor. Little Blue Penguins — dünyanın en küçük penguen türü — avdan dönerek karaya çıkmaya başlıyor. Dalgaların arasından çıkan bu minik yaratıklar, kolonilerine doğru şaşkın şaşkın yürüyor. Aralarında 30-40 cm’lik boylarıyla komik ama bir o kadar da büyüleyiciler. Noel gecesini bu sessiz, harikulade sahnenin önünde geçiriyoruz.

Güney Adası’nın iç kesimlerine doğru ilerliyoruz ve manzara her virajda dönüşüyor. Tekapo Gölü‘ne ulaştığımızda gözlerimize inanamıyoruz: buzul unu olarak bilinen ince mineral partiküllerin suya karışmasıyla oluşan o turkuaz-süt mavisi renk, güneşin açısına göre her saat değişiyor. Göl kenarında sadece tek başına duran küçük taş kilise — Church of the Good Shepherd — dağları ve göğü çerçeveleyen pencereleriyle dünyanın en güzel küçük kilisesi unvanını hak ediyor.

Sonra yolumuz Aoraki / Mount Cook Milli Parkı‘na uzanıyor. 3724 metreyle Yeni Zelanda’nın en yüksek zirvesi karşımıza dikildiğinde büyüklüğü sizi susturuyor. Akşam saatlerinde Christchurch’e ulaşıyoruz: 2011 depreminin izlerini rengarenk sokak sanatına ve yenilikçi mimariyle tamir eden, direncini kibarca gösteren bu şehirde bir gece mola.
Christchurch’ten kuzeye, Kaikoura’ya gidiyoruz. Buradaki okyanus coğrafyası benzersiz: kıta sahanlığı ile derin su arasındaki dramatik geçiş, besin zincirinin en tepesindeki yaratıkları yüzeye çıkarıyor. Sperm Whale turuna çıkıyoruz — rehberimiz hidrofon cihazıyla balinanın yerini tespit ediyor ve tekne yaklaşıyor. Dev kuyruk yüzgeci yavaşça su yüzeyine çıkıyor, bir süre nefes alıyor ve ardından derinliklere dalıyor. Bu sahne karşısında kimse konuşmuyor. Yüzgeçli yunuslar ve Yeni Zelanda kürklü fokları da turumuzun sürprizi oluyor.


Öğleden sonra kuzey Marlborough’nun bağ arazilerine giriyoruz. Cloudy Bay — Yeni Zelanda Sauvignon Blanc’ının dünyaya tanıtıldığı topraklar. Bağ turu, mahzen ziyareti ve şarapla eşleştirilmiş bir öğle yemeğiyle Kaikoura’nın okyanus kokusunu Marlborough’nun mineral notaları üzerine katıyoruz. Ardından da Blenheim’dan uçakla Auckland’e geçiyoruz.

Auckland’den güneye, Rotorua‘ya yol alıyoruz. Kuzey Adası’nın yemyeşil doğası, otoban yerine kıvrımlı yolları tercih ettiğimizde büsbütün açılıyor. Rotorua’ya girişte burnumuza çarpan hafif kükürt kokusu bu şehrin kartviziti — toprağın altında volkanik güç her an kendini hatırlatıyor. Wai-O-Tapu Termal Alanı‘nda rengarenk maden havuzlarının, kaynayan çamur volkanlarının ve neon yeşilinden kan kırmızısına uzanan termal göllerin arasında yürüyoruz. Lady Knox Gayzeri sabah 10:15’te dakika dakika fışkırıyor — doğanın bu kararlılığı şaşırtıyor.

Akşam Maori kültürüne misafir oluyoruz. Geleneksel hāngi yemeği — toprak altında kızgın taşların üzerinde saatlerce pişirilmiş et ve sebzeler — farklı bir lezzet deneyimi sunuyor. Kapa haka gösterisi, yani geleneksel Maori dansı ve savaş şarkısı olan haka, gözlerimizi ve kulaklarımızı dolduruyor. Gün biterken kendi kullandığımız kanolarla mağaralara giriyoruz: Glowworm yani Mavi Solucan Mağaraları’nda tavan milyonlarca biyolüminesans ışığıyla aydınlanıyor — sanki bulutların üzerinde yıldızların arasında yüzüyoruz. Başka hiçbir yerde böyle bir şey yok.

Bugün yine yoğun bir gün, ilk randevumuz adrenalin dolu elbette. Ülkenin en keyifli rafting noktalarından biri olan Kaituna Nehri’nde rafting randevumuz var;

İkinci durağımızda gerçeklikle masalın arasındaki sınır ortadan kalkıyor. Matamata yakınlarındaki Hobbiton Movie Set‘e adım attığımızda Peter Jackson’ın seti bitince burada bıraktığı dünya bizi karşılıyor: 44 adet Hobbit evi, Bag End‘in yeşil kapısı, su değirmeni ve o ikonik çift kemerli köprü — hepsi orada, gerçekten orada. Green Dragon Inn‘de elvish ale ya da Shire’s Rest içeceğiyle turu bitiriyoruz; etrafımızdaki tepeler ve ahşap detaylar bizi Frodo’nun dünyasına taşıyor. Bu deneyim her yaştan insanı çocuklaştırıyor — bunu yaşamadan anlatmak mümkün değil.

Öğleden sonra Auckland‘e dönüyoruz. Waitemata Limanı’nda yelkenliler süzülüyor. Ponsonby’de son bir akşam yemeği — yarın Yeni Zelanda’yı geride bırakıyoruz.

Sabah saatleri tamamen bize ait. Mission Bay’de son bir sahil yürüyüşü yapıyoruz. Öğleden sonra uçağa biniyoruz: yaklaşık üç saatte Sydney’e geçiyoruz. Şehir yılbaşı için hazır, her yer ışıltılı ve enerjik — yarın için heyecan şimdiden hissediliyor.

Bugün Sydney’in klasiklerini yaşıyoruz. Circular Quay’den Opera House’a yürüyoruz — bu yapıyı fotoğraflarda görmek ile yanı başında durmak arasındaki fark inanılmaz büyük. The Rocks‘ta tarihi taş binaların arasında dolaşıyor, 1800’lerden kalma meyhanelerde bir öğle birası içiyoruz. Bondi Beach‘te Aralık güneşinin altında kumda yürüyoruz — Avustralyalılar için 31 Aralık, Türkiye’deki standart bir yaz günü gibi geçiyor.

Akşam saatlerinde Sydney Harbour‘ın hemen altında, teknemizde yerimizi alıyoruz. Köprünün her iki yanı insanla dolmuş, beklenti havada asılı. Saat 00:00’da Sydney Harbour Fireworks başladığında Opera House ve köprüyü bir anda renklere bürüyen bu gösteri, dünyanın her yılından önce gördüğü yeni yıl selamı oluyor. Milyonlarca insanla birlikte aynı anda derin bir nefes alıp 2027’ye “merhaba” diyoruz.

Yeni yılın ilk gününü şehrin dışında, doğanın içinde geçiriyoruz. Sydney’den batıya, Blue Mountains’a yol alıyoruz. Okaliptüs ağaçlarının salgıladığı uçucu yağların havada oluşturduğu mavimsi sis, vadiye bakışı adeta empresyonist bir tabloya dönüştürüyor — bu renk fotoğraflarda bile hissettiriyor kendini, gerçekte ise daha da büyüleyici. Three Sisters kayalık oluşumunun karşısında durduğumuzda vadi 1000 metre aşağıda uzanıyor. Scenic World‘ün dünyanın en dik demiryolu hatlarından biriyle vadi tabanına iniyoruz, okaliptüs ormanının içinde kısa bir yürüyüş yapıyoruz. 2026’da geride bıraktığımız her şeyi bu sessizliğin içinde bir kez daha düşünüyoruz.
Sydney’den İstanbul’a uzanan bu uzun uçuş, sıradan bir dönüş değil. 13 gün içinde iki ülke, dört ada, okyanus kıyılarından buzul göllerine, volkanik yüzeylerden fiyordlara, Hobbit evlerinden Sydney Harbour’a uzanan bir yolculuğu tamamladık. Bavulumuzda toprak kokusu, fotoğraflarda milyonlarca kare, ama en kalıcı şey içimizde bıraktıkları.
11.400 $
Ücret: 11.400 $
Ana sayfa